Kanser Tedavisinde İmmünoterapi

151

Klinik onkolojide immünoterapi kavramı özellikle son birkaç yıl içinde hızla gelişme kaydetmiştir. Özellikle Hodgkin lenfoma, böbrek tümörleri, malign melanom ve akciğer kanserinde yapılan çalışmalarda gösterdiği etkinlik ile kanser tedavisini palyatif tedavi kavramından küratif tedavi sürecine taşıma yolunda büyük bir adım atmıştır. İmmüno-onkoloji kavramı tümör mikroçevresi hakkındaki bilgiler arttıkça gelişmektedir. Şu anda CTLA-4, PD-1, PDL-1, LAG3, TIM3 gibi yolaklar ile ilgili aktif kullanılan molüküller mevcuttur.

Yeni geliştirilen bu tedavi seçenekleri özellikle tedavi yan etkisi açısından kemoterapilere olan üstünlüklerinden ziyade tedavi yanıt süresinin uzun olması kemoterapotiklerden en önemli ayırımı oluşturmuştur.

Dünya’da bu gelişmeler olurken ülkemizde de özellikle erken erişim programları ile ilk olarak hastalarımız bu tedavi seçeneği ile tedavi edilmeye başlanmıştır. İlk elde edilen bulgular ise yurt dışında yapılan çalışmalardaki ile benzer etkinlikte olduğu gözlenmektedir.

Ülkemizde immünoterapi macerası ilk olarak basında çok geniş yer bulan Küba aşısı olarak bilinen Racotumumab’dan ziyade CTLA-4 molekülü olan ipilimumab ile olmuştur. Özellikle ileri evre kemoterapi yanıtsız malign melanom hastalarında kullanılmaya başlanmıştır. Bu hasta grubunda Türk hastalarda kullanımla ilgili ilk bilimsel veriler 2016 yılında 6. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde Ege Üniversitesi ve Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki araştırmacılar tarafından yayınlanmıştır.

2013 yılından beri kullanılan bu molekülü daha sonra Nivolumab ve Pembrolizumab ismi verilen PD-1 inhibitörleri kullanımı izlemiştir. FDA tarafından 2014’de pembrolizumab 2015 de nivolumab kullanımın onayı verilmesinin ardından yine ülkemizde ilk olarak erken erişim programları ile hastalarımız tedavi edilmeye başlanmıştır.

Ülkemiz geri ödeme kurumları ve Sağlık Bakanlığının yaptığı değerlendirmeler sonucunda immünoterapi bazlı ilaçlardan bazıları 2018 yılında ülkemizde geri ödeme kapsamına alınarak hastaların en güncel tedavilerle ulaşması yolunda büyük yol kat edilmiştir. Şu anda ülkemizde ileri evre böbrek tümörlerinde, metastatik malign melanomda, nüks etmiş ve ileri evre Hodgkin lenfoma tanılı hastalarında bu moleküller ruhsat ve geri ödeme alarak kullanıma girmiştir.

Fakat dünya genelinde hızla gelişen ve standart tedavi haline gelmeye aday olan bu moleküllere özellikle erken evre malign melanomlu hastalarda, PD-1 ekspresyonu yüksek olan tanıdan bağımsız hastalarda ve ileri evre akciğer kanserli hastalarda kullanımı ile ilgili sıkıntılar halen aşılmış değildir.

Dünya genelinde bu moleküller daha erken evrelerde kullanımı ile ilgili çalışmalar hızla devam ederken bir taraftan da bu ilaçların diğer kemoterapi ve hedefe yönelik tedavilerle ile birlikte kullanımı ile ilgili gelişmeleri yakın takip etmekteyiz.

Yurt dışında bazı ülkelerde bu ilaçlar halen tanıdan bağımsız olarak PD-1 ekspresyonu yüksek olan hastalıklarda kullanıma başlamıştır. Bütün bu ilaçların yanı sıra halen geliştirilmekte olan ve sırasıyla FDA tarafından onay alan durvalumab, avelumab, atezolizumab mesane kanseri, ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri, lokal ileri akciğer kanserinde idame tedavi, şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bazı çalışmalarda bu tedaviler kemoterapiden önce birinci sıra tedaviler olarak kullanımı ile bilgiler gelmeye devam etmektedir.

Sonuç olarak immünoterapilerin ülkemizdeki yolculuğu için henüz yolun başında diyebiliriz. Bu molüküllerden özellikle fayda gören hasta gruplarının daha iyi belirlenmesi, bu tedavi başarısını arttıran temel moleküler özelliklerin daha iyi aydınlatılması, tedavi sürelerinin ve sıralamalarının netleşmesi ile ülkemizde daha erken evrelerde ve daha yaygın olarak kullanıma gireceği aşikardır.

Doç. Dr. Burak CİVELEK

Acıbadem Kayseri Hastanesi

(Türk Tıbbi Onkoloji Derneği E-bülteninden alıntıdır)