Düşük Karbonhidratlı Diyet Zararlı mı?

1784
Hızlı ve sağlıklı şekilde zayıflamak için uygulanan diyetlerde, düşük karbonhidratlı beslenme tercih ediliyor. Ancak bilinçsizce uygulanan bu tarz diyetler, kilo vermek bir yana birçok sağlık problemine de yol açabiliyor.

Düşük karbonhidratlı beslenme; meyve, sebze, ekmek ve türevi tahıllar, şeker gibi karbonhidrattan zengin besinlerin sınırlandırıldığı; yanı sıra et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri, yağlı tohumlar gibi protein ve yağdan zengin besinlerin sıklıkla tüketildiği bir programı içeriyor. Bu diyetle kısa zamanda hızlı kilo kaybı hedefleniyor.

Uzmanlar, düşük karbonhidratlı diyetin birçok faydası olduğunun araştırmalarla kanıtlandığını söylüyor. Doğru uygulanan düşük karbonhidratlı diyetin epilepsi hastalığının hafiflemesinde, tip-2 diyabetli obez bireylerin glükoz ve insülin direncinin azalmasında etkili olduğu belirtiliyor. Düşük karbonhidratlı diyet, metabolik sendrom ve diyabet hastalığı ile ilgili komplikasyonları da azaltabiliyor. Farklı bir araştırma ise bu tür diyetlerin iç organların çevresindeki yağlanmayı azaltmada, kan trigliserid değerlerini ve metabolik sendrom belirtilerini hafifletmede yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.

BİLİNÇSİZCE DİYETLER TİROİDİN ÇALIŞMASINI ETKİLER

Düşük karbonhidratlı diyetler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi veren Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Özışık ve Uzman Diyetisyen Işınsu Köksal‘a göre, biliçsizce yapılan çok düşük karbonhidratlı beslenmenin yarardan çok zararı olabiliyor. Çok düşük karbonhidratlı beslenme; kan şekerinin kritik sınırlara inmesine, tiroit bezindeki hormon üretim dengesinin bozulmasına ve T3 hormonu üretimi azalırken reverse-T3 adı verilen hormonun artmasına kısacası üretimin “aktif” hormondan “inaktif” hormon olarak değişmesine neden oluyor. Bu da hipotiroidi adı verilen tiroit tembelliğinin oluşmasına yol açabiliyor.

KRONİK YORGUNLUK GÖRÜLEBİLİR
Yanlış uygulanan diyetler stres hormonu olarak bilinen kortizol hormonunun da artmasına yol açıyor. Yaşamsal fonksiyonlar için bir numaralı enerji kaynağı olan karbonhidrat girişinin kısıtlanması, beyin tarafından “yaşamı tehdit eden bir durum” olarak algılanıyor. Kortizol artınca vücut kötü gün için yağ depolamaya başlıyor, sindirim yavaşlıyor ve halsizlik ortaya çıkıyor. Kortizole olan talebin artması hipotalamus, hipofi, böbreküstü bezleri arasındaki hormonal dengenin aşırı zorlanmasına, bu da kronik adrenal yorgunluk sendromu adı verilen tabloya yol açabiliyor.

YARARLI BAKTERİLER AZALIR, ZARARLI BAKTERİLER ARTAR

Meyve ve sebzelerin eklenmediği bilinçsizce yapılan bir diyet disbiozise; yani bağırsaktaki yararlı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin artmasına neden oluyor. Bu da protein, vitamin, mineraller gibi besin öğelerinin sindirilememesi, sindirimin yavaşlamasına yol açıyor. Bunun aksine belirli oranlarda sebze ve meyve ile dengelenmiş bir diyet bağırsak sağlığını koruyarak sindirime yardımcı yararlı bakterilerin yani probiyotiklerin artmasını sağlıyor.

BİLİŞSEL VE FİZİKSEL FONKSİYONLAR ZAYIFLAYABİLİR

Çok düşük karbonhidratlı diyetler bilişsel fonksiyonların zayıflamasına neden olabiliyor. Beyin hücrelerinin bazıları yağlardan sentezlenen keton cisimcikleri yerine sadece glikozdan enerji ihtiyaçlarını karşılıyor. Yetersiz ve bilinçsiz beslenme, glikoz kaynaklarının azalmasına neden olup halsizlik hatta fiziksel performansta da zayıflamaya yol açabiliyor.

HORMON DENGESİNİ BOZABİLİR

Yanlış uygulanan çok düşük karbonhidratlı diyetler kadınlarda progesteron, östrojen, LH ve FSH gibi cinsiyet hormonların salgısını azaltıp adet düzensizliğine neden olabiliyor ve gebe kalmayı zorlaştırabiliyor. Aynı zamanda yapılan çalışmalar düşük karbonhidratlı diyetleri kısa dönemde düşük yağlı diyetlere göre daha fazla kilo verdirdiği fakat uzun dönemde ise verilen kiloların hatta bazen fazlasıyla geri alındığını gösteriyor.

SAĞLIKLI KİLO VEREBİLMEK İÇİN…

Düşük karbonhidrat diyetinin doğru uygulanması için bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Kişiye özel olarak hazırlanan bu beslenme planı; karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineraller gibi tüm makro ve mikro besin öğelerini içermeli. Belirli besinlere karşı hassasiyet yoksa özellikle insülin direncini azaltan ve glisemik indeksi düşük mevsim sebze ve meyvelerinin; çavdar ekmeği, tam buğday, yulaf kepeği, kinoa gibi tam tahıl kaynaklarının belirli miktarlarda beslenme programına eklenmesi gerekiyor. Glisemik indeksi yüksek şekerli içecekler, hazır meyve suları, yoğun şeker içeren tatlılar ve yüksek düzeyde alkol gibi beslenme alışkanlıkları bırakılmalı. Sağlıklı kilo kaybı sağlanıp kalıcı bir beslenme alışkanlığı oluşturulmalı.