Deontoloji kalmadı…

Meslektaşımın köşe yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum…

“Deontoloji kalmadı…”

Dr. Murat Civaner

Giderek daha sık işitiyoruz; özellikle deneyimli hekimler bundan yakınıyor: “Deontoloji kalmadı…” Deontoloji’den kasıt, meslektaşların birbirine göstermesi gereken saygı çoğu kez. Saygının tezahürü ise genellikle iki biçimde olmalı: Meslektaşlar birbirlerini “başka”larına (toplumun diğer üyelerine, hastalara, politikacılara vs) karşı koruyup kollamalı, bir de kadim bir zanaatın uygulayıcıları olarak birbirlerinden ücret almamalı. Hekimlik meslek ahlakı kurallarını düzenleyen 1960 tarihli Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nde de bu anlayışa paralel düzenlemeler bulunduğunu görüyoruz:

Madde 32 – Tabip ve diş tabibinin, kendi meslektaşları ile bunların bakmakla mükellef oldukları usul ve füruunun ve karı veya kocalarının muayene ve tedavileri için ücret almaması uygundur. Bu hallerde, zaruri masraflarını istiyebilir.

Madde 37 – Tabib ve diş tabipleri, kendi aralarında iyi meslektaşlık münasebetlerini idame ettirmeli ve manevi bakımdan birbirine yardım etmelidirler. Meslekle ilgili anlaşmazlıklarını, evvela kendi aralarında halletmeğe çalışmalı ve bunda muvaffak olamadıkları takdirde mensup oldukları tabip odalarına haber vermelidirler.

Madde 38 – Tabip ve diş tabibi, meslektaşlarını zemmedemiyeceği gibi onları küçük düşürecek diğer tavır ve hareketlerde de bulunamaz. Tabip ve diş tabibi, herhangi bir şahsın haysiyet kırıcı hücumlarına karşı meslektaşlarını korur.

Hekimler işte bu anlamdaki deontoloji’nin yitirildiğinden söz ediyorlar, “deontoloji kalmadı” derken. Meslektaşlar birbirlerini korumak yerine hastalara, politikacılara, topluma şikayet ediyor, yöneltilen suçlamalarda birbirlerini savunmuyor, birbirlerinden ücret alıyor, muayene sırasında öncelik vermiyor, meslektaş nezaketini gözetmiyor, diyorlar. Bu yakınmanın kaynaklandığı anlayış; “meslektaşımız her ne yaparsa yapsın kendi aramızda kalmalı, onu ancak biz yargılar, gereğini yaparız; ama “dışarı”ya karşı onu hep birlikte/mesleğin saygınlığını korumak adına savunmalıyız” biçiminde özetlenebilir. Bu anlayışın yanlı bir tutum olduğu, hizmet alanların haklarını gözetmediği, hatta pragmatik olarak dahi hatalı olduğu açık. Bununla birlikte, yapılan saptama önemli oranda haklı. Gerek hekimlik mesleğinde, gerekse de genel olarak tıp kurumunda değersel anlamda gerçekten büyük bir değişim var.

Ancak değişen, “kalmayan”, elbette deontoloji kavramının kendisi değil; meslek ahlakı kuralları sapasağlam duruyor. Hatta bugün, her zamandan fazla yol göstericiler. Belki, bir yenilik olarak, aydınlatılmış hasta onamı almak gibi, hizmet alanların özerk karar almalarını sağlamak ve bu karara saygı göstermek sorumluluğunun eklendiğinden söz edilebilir. Temel olarak deontoloji’nin anlamı ve kapsamı değişmiyor, ama eski kullanımı iki dinamiğin etkisiyle var olmakta güçlük çekiyor: Birincisi; hasta haklarının gelişmesi, tıp etiğinin bir disiplin olarak benimsenmesi gibi etmenler eski kullanımın dar çerçevesini zorluyor, bu çerçevenin sadece korumak/kollamak ile sınırlı kalmasını, meslek ahlakı kurallarının temelini oluşturan değerleri içermemesini giderek olanaksız kılıyor. Artık; yaşam ve sağlığa saygı ve özen göstermek, önceliği daima hasta yararına vermek, ayrım yapmamak, mesleki gizliliği korumak gibi temel kurallar gündemde daha sık yer alıyor, mezuniyet öncesi eğitimlerde yer buluyor, bu kurallara uyulması gerektiği daha yüksek sesle dile getiriliyor. Eskinin manüfaktüre daha yakın tıbbi uygulamalarında, lonca ilişkilerini olanaklı kılan ortamında, hastaların “önce Allah sonra sen” deyip kendilerini sorgusuz teslim ettikleri hasta-hekim ilişkisinde belki de anımsatılması, tekrarlanması dahi akla getirilmeyen bu kuralların önemi, artık daha yaygın biçimde duyumsanıyor.

Diğeri, çok daha etkili olanı; günümüzde yapılan politik tercihlerle üretim ilişkilerinin önemli ölçüde değiştiriliyor olması. Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, sağlık politikalarının gereksinime göre değil kârlılığa göre biçimlendirilmesi ise mesleki değerleri korumayı güçleştiriyor. “Verimlilik”, “maliyet-etkinlik”, “kalite”, “rekabet” ve “performans” gibi iş dünyasına ait kavramların sağlık hizmetlerine uygulanmaya çalışılması sağlık hizmetlerine erişim hakkını çiğneyen politikalar doğurduğu gibi, aynı zamanda önceliği daima hasta yararına verme, kişiliğine ve onuruna saygı gösterme, ayrım yapmama gibi hekimlik mesleğinin varlığını sürdürmesini sağlayan değerleri örseliyor. Sigorta primi zamanında yatmamış bir kişinin hizmet alamadığı, alanın ise temel paketle yetindiği koşullarda hekimden bu değerleri koruması nereye kadar beklenebilir? Hasta 101. performans olarak “hizmet” alma fırsatı bulabildiğinde özerk karar verebilmesi için ne kadar aydınlatılabilir? Ya da bir hastane/fabrikasında sözleşmeli bant işçisine dönüştürülmeye çalışılan, emeği sayıyla ölçülen, çalışma kurallarını kârlılığın belirlediği hekim hangi meslektaşının ücretsiz hizmet almasını sağlayabilir? Hipokrat’ın vaaz ettiği meslektaşların kardeşliğini sahiplenmek şöyle dursun…

Hekimlik kimliğini doktorluğa, hasta tedavi eden teknisyene dönüştürmeye başlayan bu süreç, meslek ahlakını, meslektaşların birbirleriyle ve hastalarla olan ilişkilerini de değişmeye zorluyor: Kimi değerler yozlaşıyor, hatta yitiriliyor, mesleğin doğasını belirleyen, varlığını anlamlandıran temel değerleri öncelemek gitgide daha çok bedel ödemek zorunda olunan bir çaba haline geliyor. Bu koşulların eski anlamıyla deontolojiyi ortadan kaldırması doğal. Temel olarak insan yaşamı, sağlığı, kişiliği ve onuruna saygı ve özen göstermek üzerine bina edilmiş olan mesleki değerleri aşındırması da öyle. O nedenle; yozlaşmayla, değer yitimiyle, “deontolojinin kalmaması”yla mücadelede temel olarak sağlık politikalarını hedeflemek gerekiyor. “Çürük elmaları aramızda barındırmayarak” eski güzel günlere dönüleceğini ummak, gerçekçi olmadığı gibi, enerji de soğuruyor.Değerleri korumayı güçleştiren politikaları ciddi biçimde odağa almazsak ortalıkta hakikaten deontoloji kalmayacak…

(Hekimedya)

İLGİLİ YAZILAR

10,259BeğenenlerBeğen
11,061TakipçilerTakip Et
8,931TakipçilerTakip Et

TUS’da Başarının Yol Haritası

Hayatta attığın her adım sana özel olmalı Sen gülmelisin hayatına Sen tutmalısın yüreğinde geleceğini Hüzün de neymiş , ne işe yarar ki? Ben yapamam diyerek, ne kadar adım...